Related Posts with Thumbnails

ÇOCUĞUNUZU AŞIRI SEVGİ ve ŞEFKATİNİZDEN KORUYUN

Anneler bebeklerini kucaklarına ilk aldıkları andan ihtibaren, onları bırakmak istemezler. Bebek içinde bu geçerlidir. Anneyle daha ilk günlerde oluşan ten teması bebeğin gelişiminin ilk adımlarını oluşturur. Hayatın ilk yılında bebeğin psikososyal görevi güvenmeyi öğrenmektir. Bebekle annesi arasındaki ilişkiden doğan güven duygusu , insanın ileride kuracağı kişiler arası ilişkilerin temelini oluşturur. Ancak ülkemizde , geleneksel aile modelinde en sık başvurulan disiplin şekli olan ''Aşırı Kollayıcı ve Koruyucu Tutum'' sonucunda çocuğa gösterilen aşırı sevgi ve şefkat ''Ayrılma Kaygısı Bozukluğu'' oluşumuna zemin hazırlar.bu çocuklar okula gittiklerinde , ayrı ortamda kaldıklarında sıkıntıları artar ; anne babalarından ayrı uyumak istemez , ayrılacakları zaman karın veya baş ağrısı gibi belirtiler gösterebilirler. Bu durumda mutlaka bir uzmana başvurmak gerekir ...

Çocukluğun özellikler ilk 2 yılında anneyle veya bağlandığı kişiyle birlikteliği çok önemlidir. Çocuğun gelişiminde anneyi kaybetme korkusu bu yıllarda doğal olarak oluşur. Ancak bireyselleşme ve sosyalleşme süreci ile birlikte artık çocuğumuz bizden uzaklaşmaya , yanımızda değilken dahi kendi kişiliğini göstermeye başlar.
Çocuğun ilk 6 yıl çok yönlü bir gelişim gösterdiğini anne baba takip edebilir. Fiziksel ve motor gelişimin yanı sıra çocuğun sözcük dağarcığı da hızla gelişir, yetenekleri ve öğrenme düzeyi şekillenir. Bireyselleşme ve sosyal çevrede varlık gösterme süreci başlar. Bu çok yönlü gelişimin önemli bir kısmı ailelerin tutumuyla desteklenerek şekillenir; ama kimi zamanda olumsuz yönde etkilenebilir....

Aşırı koruyucu tutumda anne babalar sevgi ve şefkatle örülü bir altın kafeste yetiştirirler. Çocuk adına bütün sorumluluğu ebeveyn üstlenir. Çocuk için neyin doğru neyin yanlış olduğuna onlar karar verir. Saç şeklinden giydiği elbiseye kadar , anne babanın tercihi söz konusudur. Daha çok anne-çocuk ilişkisinde görülen bu aşırı koruyuculuk kimi zaman ömür boyu devam eder. Çocuk çatal kaşık kullanacak yaşa geldiği halde anne onu kendi eliyle beslemeyi tercih eder. Tuvaletini anne yaptırır, anne giydirir, ayakkabı bağlarını dahi anne bağlar. Mikrop kapmasın diye çocuğa kaynatılmış su içiren , sokağa çıkmasına ve arkadaş edinmesine izin vermeyen , okul çağına geldiği halde çocukla aynı yatağı paylaşan anne örnekleri az değildir. Bu anneler çocuğa sevgi verdiklerini onu koruduklarını sanırlar ; gerçekte çocuğu kendilerine bağımlı hale getirdiklerini farkedemezler. Aşırı korunup kollanan çocuklarda bu durumun olumsuz etkileri genellikle çocuğun anneden uzaklaşması gereken ilk evre olan okullaşma sürecinde belirginleşir. Özellikle ayrılma kaygısı , okul korkusu ile ortaya çıkabilir. Okula başlayan çocuk, sınıf ortamına alışamaz , arkadaş edinemez. Okulun ilk günlerinde annelerin eteğine yapışıp bırakmayan, onlarla aynı sırada oturmakta ısrar eden çocuk örnekleri görürsünüz. Bunlar annelerine bağımlı hale gelmiş , annelerinden ayrılma kaygısı yaşayan çocuklardır.

Bu durumda çocuklar ebeveynlerinden ayrıldıkları zaman aşırı derecede kaygılı ve sıkıntılı gözükür, ağlamaklı halleri olabilir. Evden ayrıldıklarında sevdiklerinin başına zarar geleceğine inanırlar. Sık sık irtibat kurmak istedikleri için sevdiklerinden ve evlerinden ayrılmak , anne babadan ayrı bir şekilde herhangi bir sosyal ortamda bulunmak , yanlız başlarına kalmak istemezler. Okula gittiklerinde veya farklı ortamlarda sıkıntıları artar. Annelerini gölge gibi takip etmeyi arzularlar. Uyku zamanı zorlanır, anne babalarından ayrı uyumak istemez gece onların başına gelebilecek kötü şeylerle alakalı kabus görebilirler. Herhangi bir şekilde ebeveynlerinden ayrılacakları zaman karın ağrısı , baş ağrısı gibi belirtiler görülebilir.

Ayrılma anksiyetesi bozukluğu nadir değildir; çocukların ve genç ergenlerin ortalama yüzde 4'ünde bu bozukluğa rastlanmaktadır. Ayrılma anksiyetesi semptomları , kız çocuklarında erkek çocuklarına oranla daha sık gözlenir. Erkek ve kız çocukları eşit olarak etkilenir. Bu durum en sık erken çocukluk yıllarında gözlemlenir. Zeka ve eğitim başarısıyla ilişkili değildir. Tek çocuk olma veya kardeşleri olma arasında fark yoktur. Seperasyon anksiyete bozukluğu olan çocuklar , yaygın olarak iki bir psikiyatrik tanı almaktadırlar.Çocuğunlukla
okula başlarken ve hemen sonrasında okul değişimiyle bağlantılı olan 11 yaş, 14 yaş ve sonrasında semptomlar tip ve şiddet olarak farklılaşmaya başlar ve depresyon gibi daha ciddi psikiyatrik bozukluklarla ilişkilidir. Ayrılma anksiyetesi bozukluğu bazı yaşam zorluklarından sonra (örneğin; bir yakınının yada evcil hayvanın ölümünden sonra, bir çocuğun yada akrabanın hastalığı sırasında yada okul değiştirme , yeni komşuların olduğu bir yere taşınma yada göçle ) da gelişebilir. Başlangıcı okul öncesi yaşlardan da önce olacak kadar erkendir yada 18 yaş öncesi herhangi bir yaşta başlar; bazen ergenlik dönemine kadar sarkabilir. Tipik olarak alevlenme ve iyileşmelerle seyreder. Olası ayrılıklara karşı anksiyete ve ayrılığı içeren durumlardan kaçınma davranışları ile birlikte yıllarca sürebilir.

Kaynak: www.saglikyasamdeergisi.co
m

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Yorumunuz için teşekkürler..